26 Ekim 2009 Pazartesi

Gevurca

Dil ağırlıklı program sunan liseleri kazanmayla, her ailede bir dram da başlar esasında. Aileniz eğer dilden uzaksa, sizin dil bilmenizle gururlanıp bu olayı kendilerine mal etmeleri ve sizden sonuna kadar yararlanmaları işten değildir.

Nerede bir yabancı görülse “Oğllum bak turist, hadi konuşsanıza” cümleleri kulaklarda çınlıyor, nerede yabancı dilde bir yazı var hemen evlada koşulup ne demek olduğu ona danışılıyor. Örneğin ben babamın zamanla unuttuğu, şu vakitler de “çat pat” olarak açıklanabilecek İngilizcesi sayesinde pek bir sıkıntı çekmedim lise ve üniversite hayatım boyunca. Ama üniversite ile birlikte profesonel çeviri yapmaya da başlamamla özellikle ailede dedemin gözünde tam bir yaz boyunca büyümüş de büyümüş, nerede bir yabancı dilde kağıt parçası varsa, kendimi onları çevirirken buluvermiştim. Bu çevirileri zamanında kuzenim çevirirken, çeviriyi iş edinmiş ve el altında olan başka bir torun dedemi çevirtecek materyal aratmaktan bitap düşürmüştü.

Düşünün, bir yanda 2 hafta içerisinde bitirilmesi gereken bilmemkaçbin liralık sayfalarca çeviri duruyor, diğer yanda da dedenin BİM’den, Migros’tan ucuz diye aldığı ama evde zaten 5 tane daha aynısından olan şarjlı ışıldaklar (Allah İhlas’ı bunları hayatımıza soktuğu için bildiği gibi yapsın), pilli-pilsiz tornavida setleri, zaten yıllardır kullanılan, kaldı ki kendisinin değil anneannemin pek de güzel kullandığı çamaşır makinası gibi aletlerin kullanım klavuzları duruyor.

Ne zaman Ankara’dan bayram ziyaretleri için yanına “Ben geldim dedeciğim” diye gitsem, canım dedem bana aşk mektupları yazıp, biriktirip birbirine lastikle tutturmuşçasına elime sıkıştırdığı bir tomar kağıt parçası ile “hoşgeldin” diyor. Bir de hergün biriyle çevirilerin bitip bitmediğini kontrol etmesi de cabası tabii.

Dil öğrenmek çok güzel bir şey, aslına bakılırsa ailede “dil bilen” olmak da bir o kadar güzel. Ama bunu hala ailede yabancı dil kavramını “gevurca” olarak gören büyükler varken dikkatle düşünmek lazım.