8 Eylül 2013 Pazar

Olympos Günlükleri - 3

Bu geceden sonra buradaki tatilim bitiyor, yarın eve dönüş yolculuğum başlayacak. Bugünkü planım sabah erkenden denize gitmekti ama marketten gazete alıp da bunu kahvaltı ile birleştirince zevk pezoluğum ayyuka çıktı ve saat 1130'a kadar masanın başından kalkamadım.
Tam öğle vaktinde de gitmeyi istemedim hafif derecedeki yanıklarım yüzünden, bu sebepten ötürü de saat 0130'a kadar oyalandım pansiyonda.

Sahile antik kentten geçerek gitmek cidden çok keyifli, etrafta tarih konuşan göbekli amcalar var. Neden fısıltıyla konuştuklarını çözemedim ama, sanki gizli bilgi paylaşıyor adamlar.

Saat 17:00ye kadar sahilde kaldım,  acıkan karnımı Komagene'de doyurdum bu sefer. Burayı işleten emekli bir öğretmen teyze, "daha önce burada pansiyonculuk da yaptım ama 3 seneliğine kiraya verdim pansiyonumu" diyor. 3 senelik kirayı peşin ödemiş kiralayan, popçuymuş ve adı da Göktan mıymış, bir şeymiş. Ben popçuyu tanımadığımdan bir yorum yapamayacağım, kasedi patlamadıysa buralarda kafa dinliyor olabilir.

Komagene'den sonra pansiyona vardığımda bizimkiler akşam yemeğine girişmişler bu sefer, ana yemekte mantı var bugün. Yeni bir misafir geliyor, Antalya'da birkaç mekânı olduğunu öğrendiğim Hacı Ahmet abi bu misafir. 37 yaşlarındaki Ahmet abi önceki gün kendi mekânında kavga çıkardığı için kendine hakim olma konusunda çareyi Olimpos'a kaçıp sakinleşmekte buluyor. Biraz muhabbet ediyoruz, akşam beraber çıkıp canlı müzik yapan bir mekânda oturmayı teklif ediyor. "Abi yarın yolcuyum ben, erken kalkmam lazım gelmeyeyim" diyemiyorum Süt Oğlan demesin bana diye çünkü Hacı Ahmet abi kalıplı, üzmek istemeyeceğiniz bir insan izlenimini hemen veriyor. "Tamam abi ama çok geç kalmayalım" diyebiliyorum.

Çıkıyoruz beraber, Hacı Ahmet abi bir süre sonra epey alkolden sonra çakır keyif oluyor ama durumu o kadar güzel idare ediyor ki şaşarsınız. Antalya'daki barında çıkması için, dinlediğimiz grubun solistiyle falan konuşuyor mantıklı mantıklı, saygı duymadan edemiyor insan. 

Bir süre sonra vakit gerçekten geç oluyor benim için, birkaç kere kaybedip bulduğum Ahmet abi artık çakır keyiflikten level-up olmuş durumda. Bana birkaç kere "Sen benim kaybolmalarımı kişisel algılama, seviyorum ben arada böyle gezip geri gelmeyi" diye açıklama yapma ihtiyacı duyuyor. Ben yine de arada kontrol ihtiyacı duyuyorum çünkü bana en son konuşmamızda "Bak buradan beraber ayrılacağız, sen keyfine bak. Ama yürüyemezsen seni dereye atarım bak" demiş ve kocaman bir kahkaha patlatmıştı. 

En son "abi ne zaman gidelim, malum yolculuk var benim yarın, gel beraber dönelim" diyerek onu da orada bırakmadan geceyi bitirmek niyetiyle tekrar kaşla göz arasında kaybolmuş adamı arıyorum. Geriye dönüşümüz nereden baksanız 20 dakika sürecek, onu o kafayla o yolu yürürken düşünmek istemediğimden vicdan yapıyorum. Daha birkaç saattir tanıyordum ama iyi adamdı Hacı Ahmet abi.

Neden sonra bakmadığım yer kalmayıp neticeye ulaşamayınca saat 0045 gibi ayrılıp pansiyona dönüyorum, kendimi yatağa atıp oturumumu kapattığımı hatırlıyorum.

Böylece Olimpos'taki 3'üncü ve son gecemi de bitirmiş bulunuyorum.