28 Eylül 2009 Pazartesi

Köşe Yazarı Olmak


Bunu herkesin farkettiğini düşünüyorum, herhangi bir gazetede köşe yazarı olmanın duygusunu değil, pek çok köşe yazarının yazma üslubunu. Gazeteyi açıyorum, köşelere bakıyorum satırlar sağ köşeye ulaşmadan alta geçmiş hemen, altında da bir satır arası. Örnek verecek olursam:



Ali bugün ata bindi.

Ama bu atın sahibi kimdi?

Kimindi bu at?

Bilmiyoruz...

Elbetteki bu atın bir sahibi var.

Olmalı da zaten.
...

Absürt mü oldu örneğim, o vakit gazetede yayımlanmış bir tanesini örnek vereyim hemen (kaynak belirtmiyorum, ya da belirtsem mi? Of tamam buradan ulaşabilirsiniz):

[...]

Daha gerçekten her şeyin başındaydı.

23 yaşındaydı.

Düşünün, 23.

Yaşayabileceği daha tonla şey vardı.

Ama hayata veda etti.

Kahrolası eroin yüzünden.
[...]

Benim kafasındakini günlük köşesine sığdıramayan, kitap okumaktan saçları ya beyazlamış ya da tel tel kalmış, yazdığını seksen kere gözden geçirip daha akıcı, daha anlaşılır nasıl anlatırım diye saatlerce oturmaktan poposu oturduğu sandalyenin, koltuğun şeklini almış, gözleri kan çanağı olmuş, erken yaşta uzak ve yakın gözlüğü diye yanında iki gözlük taşımaya başlamış köşe yazarımın suçu ne allasen? Tamam kısa cümlelerin kullanımı vurguyu artırır ama bütün bir yazıyı bu şekilde yazmasının daha iyi olacağını kim öğütledi bunlara?

Ya da bizim günlük gazete okurlarımız geri zekalı mı da tane tane "Bak bu kız hayata veda etti. Yani öldü. 23  yaşındaydı daha. 23 yıl olmuştu doğalı sadece. Anladın mı? 23 tane ayrı ayrı yıl." diye anlatıyorlar dertlerini?

Okurlara bir şans verin, cümleniz satır sonunu görsün. Emin olun ki onlar eğer köşeyi dolduracak kadar dolu değilseniz, 2 ya da 3 tane konuyu o gün ele almanız için size şans verirler.

Buna dünden razıdırlar.

Korkmayın yani.

Ürkmeyin.