16 Kasım 2013 Cumartesi

Sinir Gerdirme Merkezleri

Başlığa bakınca botox gibi bir şey hakkında yazacakmışım gibi göründü ama yazının botox ile alakası yok. Botox'un aksine benim anlatacağım konu ciltte kırışıklığa yol açıyor arkadaşlar.

Ankara trafik bakımından bir İstanbul değil, lakin biz Ankaralıların da hatırı sayılır miktarda zamanı yollarda geçiyor. Şehir İçi Yolculuk = Sinir Olmak denklemini deneyimlemeyen insan kalmamıştır ama ben yolda harcanan vakitten ziyade, otobüsteki görevlilerle harcanan vakit içerisinde sinirlerime hakim olamıyorum (Görevliler dediğime bakmayın, biri otobüsü kızlı - erkekli demeden doldurarak adeta bir günah yuvasına çeviren şoför, diğeri de enseyi uzun bırakmış saçıyla bizi selamlayan biletçi / muavin).


Yukarıda biletçi dediğime bakmayın (siz benim hiç bir dediğime bakmayın, bir yazıda bu kadar tekerrür edilmez), ayar olduğum ilk konulardan biri işte bu; Özel Halk Otobüsü diye tabir ettiğimiz taşıtların biletçileri bilet kesmiyor! İşte geçen patlama noktasına gelip ağız dalaşına girdiğim bir biletçi ile muhabbetim:


- Bir öğrenci alır mısın?
(Parayı uzatırken bir yandan da bandrollü kimliğimi çıkarmaya çalışıyorum.
(biletçi kavanoz dibi gözlüklerini telefonuna dikmiş mesaj falan yazıyor) 
- Pasoları görelim aağbicieem!
(o, bunu söylerken kimliğim elimde adama doğrultuyorum)
- Bu tarafa bakarsan görebilirsin sanırım! (gözlüklerden sıkıntı yaşıyor diye düşünüyorum. Okuyunca buradan çok sert gözükmedi cümle, o gün daha sert konuştum. Bunun sert halini düşünün.)
(Bu noktada biletçi paramın üzerini veriyor, telefona dönüyor)
- Bilet alabilir miyim arkadaşım, senin işin pasolara bakmak mı?
(atarlı bir şekilde biletimi veriyor sonunda)

Sizden de rica ediyorum paralı otobüslere binince biletinizi isteyin, adam bize geçirmek için paso soruyor ama kendisi envai çeşit i*nelik peşinde koşup vergi kaçırıyor.

Şoförler de az değil, zaten çetenin ele başı genelde bunlar oluyor. Genelde hangi duraklarda otobüs boş olursa gidip o duraktan biniyorum ki oturup popomu yaydırayım 1 saatlik yolculuk boyunca. Ama bazen konum olarak o kadar şanslı olamayabiliyorum, ayakta yolcu almaya çoktan başlamış otobüslere de denk geliyorum.

Bir keresinde şoförün yanında ayaktayım, otobüs epey bir dolu ve şoför ile biletçi ortaklaşa bir şekilde hala daha doldurmaya çalışıyor. Şoför her durakta durup hem ön hem de arka kapıyı açarken, muavin de "Arkadalarda boş yer var, önlü arkalı ilerleyelim abicim - ablacım" gibi cümlelerle yolculara "istiflenme" konusunda motive edici direktifler veriyor. En son iki kişi birden arkadan topuklarımın üzerine çıkmaya başlayınca çıldırdım resmen dostlar. Ama edepli çıldırdım, küfür etmeden, fakat biraz da kızgın bir tonla "Yolcu arkadaşlar! Aranızda noter olan var mı?" diye bağırdım ortaya. Millet bön bön bakarken "Hayır, varsa şoför Guinness'e girmeye çalıştığı için duruma mantıklı bir şekilde bakacağım da!" diye açıklama yaptım. Şoför o etten duvarı geçip beni dövemeyeceği için rahat rahat konuştum ve bu laftan sonra daha fazla yolcu almadı. 

Her Allah'ın günü bu adamlarla bir münakaşa yaşadığımdan beni az buçuk tanır oldular sanırım. En son dün sabah otobüse bindim, paramı verdim, pasomu gösterdim, biletimi istedim ve sırtımda sırt çantası arkalara doğru ilerliyorum. Oturacak yer kalmamış ben de parayı cebime koyuyorum, çantamı çıkarıp tutunacak bir yer arayacağım. Arkadan biletçi "Arkadaşaağm çantayı çıkartıp sırtımızdan önümüze alalım bir zahmet!" diye anons yapınca nasıl dönüp baktıkysam herife adam "Sen değil ağbi, şu öbür çantalı arkadaşa dedim" diye pustu kaldı. Gururum okşanmadı değil, başkaları da adamın nasıl pustuğunu gördü mü diye etrafıma bakındım ama sabahın soğuğuna rağmen ya herkes uyumuştu, ya da kulaklarında kulaklık vardı.
"Arkada boşluk var görüyorum, ilerleyim lütfen!!!"
Neden sonra ben de kulaklıklarımı taktım...


Arz ederim!